CV nedir ? Düzgün CV nasıl oluşturulur ?

Elime geçen CV lere göz gezdirirken birşey dikkatimi çekti. Ya henüz CV yazmaya hazır bir millet değiliz ya da çok üşengeçiz.

CV en basitinden bir iş başvurusu yaptığınızda sizi karşı tarafa özetleyecek bir dökümandır. Sizin kendinizi pazarlama aracınızdır. Kendinizi ne kadar iyi özetlerseniz o kadar değerlendirilme şansınız vardır.

Görüntü önemlidir

Cv yi değerlendirecek olan kişi ilk bakışta; yazılan bilgiler yerine, cv nize eklemiş olduğunuz fotoya dikkat edecektir.

Eğer fotoğrafınız iş dünyasına hitap etmiyorsa zaten 1-0 yenik başlamış olursunuz.

cv-1

Yüzünüzü tam göstermeyen

cv-2

Sadece kafanızın olduğu ve giyiminizi göstermeyen

cv-3

Duruşu bozuk

cv-4

 

 

 

Arka fonu çok karışık fotoğraflar cv için uygun değildir. Hele ki afilli facebook profil fotoları hiç uygun değildir.

Sade , temiz fonlu, yüzünüzü tam gösteren bir vesikalık her zaman yeterli olacaktır.

Bütünlük önemlidir

Fotoğrafın ardından kendinizi tanıtmanız çok önemli

Adınız soyadınız yaş vs kişisel bilgileriniz bir çırpıda okunabilecek kadar göz önünde ve hizzalı olmalı.

yazı tipleri birbirinden farklı, hizzaları bozuk bir şekilde bilgilerinizi yazmaya başlamışsanız okuyan kişiyi yorarsınız.

Bilgiler net bir şekilde birbirinden ayrı olarak gruplanmalı ve başlıkları da belirgin hale getirilmeli.

örneğin eğitim başlığında sırasıyla mezun olduğunuz okullar, bölüm ve yılları

iş deneyimi kısmında çalıştığınız firma isimleri, bölümler, görev ve süreler

bilgi beceri ve almış olduğunuz eğitimler sertifikalar gibi bölümleriniz olmalı

tabi cv boş kalmasın diye yeni mezun arkadaşların düştüğü bazı hatalar var.

Kendinden bahsetmek ve cv yi kabartmak için bilmedikleri şeylerle ilgi alanlarını doldurmaları

Cv yi inceleyen kişi, görüşmeye çağırmadan önce çalışacağ ilgili birimin de cv yi kontrol etmesini isteyebilir. Böyle bir durumda cv nize yazılmış olan bilgi beceri ve kullanılan alet edevat gibi bilgilerde yazmış olduğunuz gereksiz şeyler gün yüzüne çıkabilir.

Örneğin kullandığı programlar kısmında excel, ofis yazmak laf kalabalığıdır. Ya bunun adı microsoft office olur ya da içinden sadece excel kullanmayı biliyorsanız sadece excel yazarsınız.

Ağ teknolojilerinden ftp , tcp/ip diye birşey yazmışsanız bu sizin, adını duyduğunuz herşeyi işaretleyip cv nizi kariyer sitelerinden çıktı aldığınızı gösterir.

Hangi iş için başvuruyorsanız o sektörün ana ihtiyacı olan programları kullanmayı bildiğinizi göstermeniz yeterlidir. Örneğin muhasebe ile ilgili bir durumsa logo, eta kullanmayı bildiğini yazmak, ERP CRM bilgisinden bahsetmek avantajlı olacaktır.

Bir tasarımcının photoshop ve illustrator bilgisini yazması, corel ve freehand bilgisi olması önemlidir. Diğer salladığı windows xp, windows NT, office 2003 benim için birşey ifade etmiyor.

Referanslar ve görevlerden çok yaptığı iş önemlidir

İş deneyimlerine yazmış olduğu x firmasında y görevinde çalıştı ibaresi de bakan insana net bir bilgi vermiyor.

2003 – 2005 yıllarında Çorlu fen bilimleri dershanesinde bilgi işlem müdürü olarak çalıştım. İyi de ne iş yaptım ben orda koltuğumda boş boş oturdum mu? Soru bankalarının hazırlanması, sınav sonuçlarının değerlendirilmesi ve sisteme girilmesi, dershane otomasyon sisteminin yürütülmesi. Rehberlik ile koordine öğrenci gelişim takibi. RFID devamsızlık takip sistemi geliştirme ve kartlı geçiş sistemlerinin hazırlanması vs vs..

Daha önce çalıştığınız yerleri yazarken orda firmaya ne kattığınız ve neleri idare ettiğiniz önemlidir.

Yaptığınız şeyler birilerinin dikkatini çekerse işte o zaman yazdığınız referans bunları sorgulamak için gerekli olabilir. bunun dışında kimse durduk yere ben şu referansı arayıp da bakalım o firmaya ne katmış öğreneyim diye düşünmeyecektir.

Sosyal medyayı ve interneti etkin kullanın

Artık herkesin ilk yaptığı şey adınızı googlea yazıp sizi araştırmak. adınızı yazınca neler çıkıyor? insanlar sizin hakkınızda hangi bilgiye doğrudan ulaşıyor bunu öncelikle sizin bilmeniz gerekir. eğer size adınızdan ulaşılamıyorsa email adresinizden ulaşılacaktır. kendinizi mutlaka internette arayıp olumsuz herhangi birşey olmadığından emin olun.

Adınızı yazdıklarında facebookta etiketlenmiş bir tavşan resmi çıkıyorsa tüm cv nizin karizmasını çizebilir.

Email adresiniz çok şey söyler

cv nize yazdığınız email adresiniz my_dear06@hotmail , a.y.s.e.e.e@yahoo , gs1905_ultraaslan59@gmail gibi birşeyse sizin hakkınızda çok şey söylemektedir.

gidin insan gibi adınız soyadınız yazan bir mail adresi alın. artık iş hatayına başlamışsınız crazyboy_76@hotmail e başvuru sonucunuzu beklemeyin

Okunma Sayısı : 1638

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on TumblrShare on LinkedIn

Stress

 

Pisikolog, stres yönetimi eğitimi verdiği salona giriş yapıp sahnenin ortasına kadar yürüdü. Elindeki yarım bardak suyu havaya kaldırdığı anda; herkes, “bardağın yarısı boş mu dolu mu ?” sorusuyla karşılaşacağını zannetti. Böyle düşüneceklerini bildiği için yüzünde bir gülümseme ile “Acaba bu bardaktaki suyun ağırlığı ne kadar ?” diye sordu.

 

bardaginyarisi

 

100 ml den 1 litreye kadar çeşitli cevaplar geldi.

Pisikolog şöyle devam etti.

Gerçek ağırlığının bir önemi yok. Önemli olan onu ne kadar havada tuttuğum.
Eğer bardağı bir dakika tutarsam, benim için hiç problem değil. Eğer bir saat tutarsam elim ağrır. eğer bardağı bir gün boyunca havada tutarsam, muhtemelen elim felç geçirir.

Tüm durumlarda bardağın içindeki suyun ağırlığı aynı, fakat onu tuttukça benim hissettiğim ağırlık sürekli artıyor.

İşte stres ve hayatınızın içindeki telaşlarınız da bu bardağın içindeki su gibi. Eğer onları biraz düşünürseniz size zararı yoktur. Eğer daha uzun düşünmeye devam ederseniz canınızı acıtmaya başlar. eğer tüm gün düşünmeye devam ederseniz felç olmuş gibi, elinizden hiçbir şeyin gelmediğini ve çaresiz olduğunuzu düşünmeye başlarsınız.

Arada sırada bardağı yerine koymanız gerektiğini aklınızdan çıkartmayın!

Okunma Sayısı : 500

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on TumblrShare on LinkedIn

Gezinti.com nedir

Merhabalar arkadaşlar

Bugünlerde internetin yavaşladığından, maillerin gelmediğinden vs birçok şikayetler ile karşılaşıyoruz.

Herkes sitesinin hitlerinin düştüğü ile alakalı dert yanarken; bunun tek sorumlusunun yine ttnet olduğu ortaya çıktı.

gezinticom

Gezinti.com adresi ttnet ile devletin sanırım yeni bir insanları denetleme mekanizması.

Herhangi bir adrese girmeye kalktığınız anda önce gezinti.com a ordan da sizin girmeye çalıştığınız siteye gidiyor. tabi gezinti.com sunucuları cevap verebilirse. bu yüzden de sitelerde yavaşlama ve yönlenme sorunu oluşuyor.

Bu hizmet nedir ve biz neden otomatik olarak bu hizmete dahil edildik, diye araştırırken sorunun çözümünü buldum.

http://www.gezinti.com/hesabim

adresine giriyorsunuz. bu adresten hizmeti kapatmayı seçiyorsunuz.

Onayladıktan sonra sadece kullandığınız tarayıcıya özel olarak bu hizmet kapanıyor.

Yine aynı ekrandan hizmeti bu hatta ait olan tüm internet erişimi için kapatmayı seçmeniz gerekiyor.

Ardından bu hizmetten kurtulmuş oluyorsunuz ve internetiniz eski haline geliyor

Bu durumu olabildiğince yayın ki herkesin hattı normale dönebilsin.

 

Okunma Sayısı : 802

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on TumblrShare on LinkedIn

Neden Maxthon

Her bilgisayarımda tabletimde telefonumda; nerde uzun süreli kullanacağım bir cihaz olsa, ilk iş tarayıcı olarak maxthonu kuruyorum.

Neden?

Çünkü o bilgisayara ya hiç bir tarayıcı kurulmamıştır ve görev çubuğunda internet explorer simgesi vardır, ya da sinsi chrome simgesi vardır ve bilgisayarı ele geçirmiştir. Birisini yavaşlıktan diğerini de populerlikten dolayı kullanmam.

Beni bilen bilir; ben en populer şeyleri kullanmaktan kaçınırım. Herkes en populeri kullanırsa diğerlerinin gelişme şansı olmaz. Kötüler her zaman populer şeylere zarar vermeye uğraşır. Populer olan mutlaka gücünü kötüye kullanır, buna kısaca bal tutan parmağını yalar diyolar. Ama en önemlisi her zaman keşfedilmemiş bir cengaver vardır. Mutlaka birisi dünyayı kurtarmaya çalışıyordur… İşte mesele onu görüp de değer verebilmek.

maxthon

 

2004 yılından beri maxthon kullanıyorum. Falsh player ile ilgili yaşadıkları teknik sıkıntı sebebiyle bir dönem sadece facebook videolarını görebilmek için firefox, chrom, opera vs kullanmak zorunda kaldım. Alıştığım şeylerin hiçbirini yapamadığım için her kullanışta tarayıcıların üreticilerine lanet okudum.

Eklenti Manyakları

Maxthonun en güzel yanı “kutusundan çıktığı gibi kullanıma hazır” olması. Bazı arkadaşlarım maxthonun özelliklerini duyduklarında, ilk verdikleri tepki “onu chrome ile de yaparsın eklentisi var”. Eklenti ile yapmak iş değil. Sen bir şeyi yarım yapmışsın ve adamın biri gelip o senin açık bıraktığın eksiği tamamlamış. Ben bunu savunma olarak kabul etmem.

Arkadan iş çevirme

Bilgisayarda bir program kapatıldı mı kapanacak arkadaş. Sülük gibi bana arka planda yok crash handler yok update wizard çalıştırıp benden habersiz şeyler yapmayacak. Kendini zamanlanmış görevlerden aktif edip, servisimin yarısına yakını aktif durumda beklesem ben de çok hızlı açılırmış gibi yaparım. Zaten maxthon ile chrom arasında gözle görülebilecek bir açılış farkı yok. ama ccleaner ile ne zaman biraz dosya temizlesem “google chrome u kapatmanız gerekiyor” uyarısı vermesi beni deli ediyor. Açmadığım halde arkamdan kimbilir neler çevirmiş. En son kurduğumda versiyonu 14 tü şimdi baktım 26 ya çıkmış. Versiyon güncelleme kullanıcının insiyatifinde olmalı. Bedava tarayıcı yapmışın insanların senden kaçacak hali yok. Korsan microsoft windows kullanıcısı hadi güncellemeleri kapattı ie6 yüzünden çok çileler çekildi ama artık devir değişti. ilk açılışta bak en yeni versiyon değilse indirmeyi tavsiye et.

CCleaner-close-browser

Dünyayı yok etmek isteyenlere burdan kolay bir yöntem. bilgisayara bir virüs yazın, gitsin host dosyasından google update servislerinin başvuracağı adresleri sizin kendi özel sunucunuza yönlendirin. ondan sonra chroma güncelleme gönderiyormuş gibi bilgisayarlara istediğiniz herşeyi kurdurun. müşteri deneyimi programına katılan kişilerin de bilgilerini güzelce takip edin. nasılsa kimsenin ruhu duymaz.

Ana sayfama bulaşma

Bir dönem i explorer için barlar meşhurdu her site kendisine bar hazırlatırdı sanki millet çok kullanacak o barları. millet ingilizce bilmeden her önüne gelen next tuşuna bastığı için, i explorer açılırken 48 tane bar koyardı tepeye ekranı göremezdin.

Sonra açılış sayfasını kitleyip zorla aramaları kendi sayfanda yaptırtma dönemi ortalığı kasıp kavurdu. resmen insanı formata götürtecek kadar illet bir durumdu. registry den policy ayarlarına müdahale edip seni bir kitlerdi hiçbir şekilde düzeltemezdin. anca bunu düzelten program kurman lazım ki o da resmen antivirus gibi antihomepage diye sektör oldu kendi çapında.

anasayfa-kilit

Sonra Chrome diye bir yürekli erkek çıktı ben temizim güvenilirim bana gelin diye konuştu. Sonra populer oldukça o da eklentilere, araç çubuklarına yenik düştü. Artık hangi programı kursam kendini chrome anasayfasına atmaya çalışıyor. ask tool bar her yerden kendini chrome a eklemeye çalışıyor. Bir tarayıcı kapalıyken başka bir program onun dosyalarına erişip kendini toolbar ya da anasayfa olarak ayarlayabiliyor arama kısmın kendi üstüne geçirebiliyor ve bu tarayıcı çıkıp da biz güvenliyiz, hızlıyız, sorunsuuz çalışırız, ışık hızındayız diyebiliyor.

Herşeyden haberdar olmak

Bilgisayarımda çalışan uygulamalar konusunda işim gereği dikkatli olmam gerekiyor. süpheye düştüğümde güvenlik sebebiyle gerekirse bilgisayarı formatlamam gerekebiliyor. Güvenliği sağlamak için antivirüs şart. bunun dışında eskiden NetLimiter programını kullanırdım. Hangi programın internetle ne işi olduğunu takip ederdim. Benden izinsiz bir program internete ulaşmaya kalksa hemen önüne çıkar benim izin vermemi beklerdi. Böylece antivirüslerin henüz bilmediği trojan malware hacktool vs lerden korunurdum.

Şimdi Windows 8 ve Maxthon ile internet kullanımı hakkında yeterli bilgiyi alıyorum. Hiçbir program, virus vs maxthonumun anasayfa ayarlarına erişemiyor. Hiçbir çubuk kendini maxthona yükleyemiyor. Kapattığım zaman tam anlamıyla kapanıyor ve benden habersiz güncelleme yapmıyor. Chrome da olmadığı kadar güvendeyim.

Kutusundan çıktığı gibi kullan

Maxthonu kurduğun anda herşeyiyle hazır olarak geliyor. ad-blocker, gesture control, skynote, cloud sync, sniffer, downloader, password manager, screen capture, hidden browse, boss mode, auto fill, alias, skin, mute, split screen, developer tools, rss reader, dock, reader mode

Bunlar da ne diyeceksiniz ama hepsi bizim için güzel şeyler. Bir tarayıcının sahip olması gereken şeyler. Belki zamanla daha birsürü şey çıkacak ama zaten bu söylediklerimin hepsi Maxthonda kendinden yüklü geliyor. Yani üreticinin kendisinin desteklediği şeyler. Can sıkıntısına geliştiriliş bir eklenti gibi sahibine ulaşılamaz durumda olan uygulamalar değil. Bir sıkıntı olduğunda anında üreticinin müdahaleyle düzelteceği şeyler bunlar.

Diyeceksiniz ki maxthon kim ki birşey olduğunda oturup düzeltecekler. Kimbilir kaç güne düzeltirler kaç sene hatalı kullanırız. Sizin kullandığınız chrome un üreticisi google bu güne kadar kaç tane projeyi yarım bırakıp kapattı hiç saydınız mı? işi bittiği anda, gelir modeli görmediği anda bir çok kişinin kullandığı projeleri kapattı google.

Maxthon ise yaptığı tek iş olan bu tarayıcıyı 10 yıldır gelir kaynakları sınırlı bir şekilde üretmeye devam ediyor. Opera bile kendi çekirdeğinden vazgeçmiş, webkit e yönelmeye başlamışken bugün kimse çıkıp da google chrome u üretmeyi durdurmaz diyemezsiniz. Kimse hiçbir firmanın ürününün devam garantisini veremez.

Maxthonda gelen özellikle eklenti olmadıkları için, google eklentilerinde olduğu gibi yapan kişinin sizin bilgilerinize erişip erişmediğinden korkmazsınız.

Sadece chrome değil, chromium çekirdeği kullanan tüm tarayıcılar birbirisinin aynı. yandex browser, comodo dragon, iron, coolnovo vs vs daha uzar gider bu liste. Bir tek rockmelt bir farklılık yapmaya çalıştı ama o da artık üretimden kalktı.

Trident motorunu kullanın iyi bir tarayıcı yok. internet explorere muhtaçsınız. Microsoft dynamics CRM 4.0 kullanan bir işyerinde çalışıyorsanız başınız dertte demektir. ie7-8 dışında hiçbir tarayıcıdan kullanma şansınız olmayabilir. Tabi makinenizde maxthon yüklü değilse. Maxthon ile microsoftun o zorlayıcı düzeninde bile başka tarayıcıların açamadığı sayfaları rahatlıkla açabilirsiniz çünkü içinde trident modu var. isterseniz anında hiçbir sesion kaybı olmadan tarayıcı çekirdeğini webkitten tridente alabiliyorsunuz

max-crm

İleriki yazılarımda maxthonun kutudan çıktığı anda kullanmaya başlayacağınız onlarca özelliğini anlatmaya devam ederim. Şimdilik siz kendiniz keşfetmeye başlayın. Haydi bakalım download için maxthon.com adresine

Okunma Sayısı : 1023

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on TumblrShare on LinkedIn

Akıllı Telefon Alamadım

Çevremdeki herkes neden bir galaxy s4 ya da iphone5 almadığımı soruyor.

Cevabı belli, kendime göre telefon bulamıyorum.

Neden bulamadığımı hayat hikayemle birlikte anlatayım.

İlk telefonum lise 3 te star gazetesinden kuponla aldığım Kenwood EM608 di

kenwood_em608_01

kenwoodun  güzel yanı 3 renk ışıklı ekranı ve diğerlerine nazaran daha yumuşak bir tuş sesi olmasıydı. O dönemlerde ortalama bir telefonun boyutu 15 cm civarındaydı. Cep telefonunu henüz cebimizde gezdiremiyorduk. Kılıfı vardı ve kemere takılırdı. Sivil polis gibi sağ kalçasında bir kabarıklıkla gezerdi millet.

Sonra vakit geçti ve telfonlar küçülmeye başladı. Kenwood şarj olmaz hale gelip de; hiçbir tamirci, dilinden anlamaz duruma gelinceye kadar dayandım. Sonra abim kendi telefonunu bana gönderdi Antalyaya. Kendisi nokia kullanmaya başlamıştı, ben se onun eski telefonu Siemens mc60

siemens-mc60

Bu telefon kenwoodtan sonra elime küçük gelmişti. Tuşlarının basılması birhayli zordu. Yumuşak plastikten yapılmıştı. o dönemin modası değiştirilebilir kılıflıydı. O zamanki tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyordu.

İnsanın bir telefondan ne beklentisi olabilir ki; konuşma yap, sms gönder, alarm çal, melodi yükle…

Teknoloji gelişmeye başladıkça telefonlar daha da küçülmeye ve güzelleşmeye devam etti.

Bir sonraki telefonum kimden geldi hatırlamıyorum. Yine bir siemens ve yine daha küçük S45 modeli

siemens-s45

Telefonu her değiştirdiğimde alışmam yine zaman alıyordu. Cebimizde kaybolacak seviyeye inmişti telefonlar. Hele ki bir kadının çantasında kaybolsa, 4 günde bulamazdı kesin. Yine her ihtiyacımızı karşılıyordu bu telefonlar. Daha fazlasına hiç ihtiyacımız olmamıştı. Çünkü geri kalan herşeyi bilgisayardan yapıyorduk. Cep telefonu, adı üstünde sadece bir telefondu, ev telefonunun olduğu gibi

Teknoloji daha ne kadar küçülebilirdi ki

Nokianın çakmak kadar telefon ürettiği dönemler olmuştu.
Sonra kimin başına bişey düştüyse, telefonları büyütmeye başladılar.

Ama bu kez sadece büyümediler, aynı zamanda akıllandırmaya başladılar. ilk kimden başladı bilmiyorum ama tahminimce nokia symbian ile akıllanma furyasına girdi. Adamakıllı fotoğraf çekmeye, video kaydetmeye ve bunları birbiriyle paylaşabilmeye başladılar.

Kendi param ile aldığım ilk telefonum Sony ericsson k750i oldu

sony-ericsson-k750i-multi

İlk elime aldığımda vaaay ne kadar güzel telefon dedim. şu anda iphone5 alsam bu kadar sevinmem sanıyorum.

2 mpixel kamerası var, kızılötesi var, bluetooth var, wap var, ekranı büyük, daha neler neler…

8 seneye yakın kullandım bu telefonu. Hiçbir eksikliğini de hissetmedim

ortadaki joystick bozulup fotoğraf çekme tuşu da basmaz olana kadar direndim.

Arada Microsoftun Windows mobile ile akıllı telefon işiyle uğraşmasını merak edip bir hp 514 voice messenger telefon aldım

hp514

Ama çabuk vazgeçtim. Demekki akıllı telefona hazır değilmişim. Halbuki appstore olsun, siri olsun, internet tarayıcı olsun bu özelliklerin başlangıç seviyeleri hep bu telefonda yani windows mobile 6 da vardı.

Telefonun dahili yazılımının bir işletim sistemi olduğu o zamanlar dank etti. Microsoft bir işletim sistemi ile telefonlara hizmet veriyordu. nokianın kendine ait bi symbian işletim sistemi vardı. Diğerleri java ile yazdıkları kendi özel arayüzlerini kullanıyordu.

İleride ios ve android olarak iki büyük telefon işletim sisteminin piyasayı ele geçireceğini kimse tahmin etmezdi.
Microsoft bile mobil piyasasının bu kadar gelişeceğini tahmin edemezdi. Zaten etse windows mobile 6.5 te n sonra bu kadar ara vermezdi.

Telefon üreticileri, donanımını ürettikleri telefonlara, o donanımı en iyi şekilde kullanabilecekleri işletim sistemlerini yazıp bu günlere geldi. Her donanımda değil, kendi donanımında çalışacak sistemler geliştirdiler.

Bunu akıllı telefonlara taşıyan nokia oldu. symbian ile işletim sistemi ve appstore imkanını verdi. Dokunmatik ekranlı telefonlar üretti

Apple bir farklılık yaratıp tuşsuz ve daha iyi bir ekrana sahip iphone telefonunu çıkartıp mobil platformun çağ atlamasını sağladı. Sadece tıklamayı değil kaydırmayı da ekrana uygulayıp, çoklu dokunmayı kullanmayı başararak, birçok telefon üreticisinin yapmaktan korktuğu şeyi başarıyla yaptı.

Sadece kendi donanımında çalışması için yaptığı işletim sistemiyle, piyasadaki ihtiyaçları karşılamak amacında değil; belli bir standart yaratma amacını güttü.

Herkesin; telefona eklemezsem millet bunu satın almaz, benimle dalga geçerler diye korktuğu özellikleri telefona koymama cesareti gösterdi. Video çekmeyen, bluetooth olmayan, dosya paylaşmayan, flash player desteklemeyen, ön kamerası olmayan bir telefon nasıl oldu da bu kadar populer oldu?

Demek ki insanlar doğru stratejiler ile en eksik şeyi bile en doğru olarak kabul edebiliyor.

Bilgisayar dünyasında microsoftun yaptığı, her cihazda çalışabilecek işletim sistemi yazayım fikrini; mobil platformda android yaptı.

Gerçekten de google ilk başta bunu yapmadı. Apple ile aynı stratejide gitmeye çalıştı. ilk çıkarttığı nexus telefonu sadece internetten satmaya kalkınca büyük hezimete uğradı. Satış stratejisinin hatası yüzünden populer hale getiremediği android telefonunu, yazılımı tüm cihazlara açarak satma fikrine kapıldı (bkz: microsoft).

her cihazda çalışacak şekilde yaptıkları işletim sistemi, her üreticinin birbirinden farklı teknoloji ekipleriyle birleşince, ortaya hem iyi hem de çok kötü android telefonlar çıktı. Böylece android telefonlar, rakip telefonların kullanıcıları tarafından kötü ilan edildi.

Belki doğru bir strateji ile girmiş olsa, bugün google tarafından üretilen nexus telefonlar çok daha başarılı konumda olabilirdi.

Şu anda Samsung Wave telefon kullanıyorum. Eşime iphone5 alınca bu telefon da bana kaldı. Samsungun çıkartmaya çalışıp bir halt beceremediği bada işletim sistemine sahip.

çıktığı durumdaki haline bakılırsa, özellik bakımından halen birçok telefondan daha iyi fotoğraf çekiyor. Ama akıllı değil, aynı donanıma sahip iphone 4 ün yapabildiklerinin yarısını belki yapabiliyor.

Samsung gibi bir firmanın sırf telefon satışlarından elde ettiği gelir; Googleın tüm gelirlerinden daha fazlayken, samsung nasıl iki tane mühendis bulup adam akıllı bir işletim sistemi yazdıramaz. Ürettiği telefonlarının çalıştığı sistem nasıl kendi donanımına özel olmaz.

Peki ben neden kendime telefon bulamıyorum.

Öncelikle telefon dediğin, artık nokia 5110 boyutunda olmamalı. siemens telefonum kadar küçük de olmamalı.

Evdeki bilgisayardan daha çok işlemci ve ram e sahip telefonlar var artık. Olmuşken teknolojisi iyi olsun, beni birkaç sene sonra yarı yolda bırakmasın diyorum.

Bilgisayar teknolojisinde bir dönem pentium 200mmx ten sonra pentium2 ve 3 ile devam eden ve önünü alamadığımız bir gelişme furyası vardı. her sene bilgisayar hızı iki kat fazlalaşıyordu. Aynısı artık telefonlarda yaşanıyor. bu sene çıkan telefon geçen seninkinden iki kat hızlı, iki kat özellikli. Elinde geçen senenin telefonu olanlar, çıkarıp masaya koymaya utanır durumdalar.

Böyle bir haldeyken, 8 sene boyunca k750i telefon kullanmış adam olarak telefon almaya tabiyki çekiniyorum. almayı düşündüğüm telefonların boyutları her sene en az 1cm daha da uzamaya başladı. kurtulmaya çalıştığımız takozlara geri döndük.

iphone 4, boyut olarak aslında benim için en ideal boyutta. Tam avucumun içine otucak şekilde tasarlanmış. Fakat şu anda o telefonun özellikleri bile günümüzün teknolojisinden çok geride kalmış durumda. ios 7 den sonra gelecek olan ilk güncellemede büyük ihtimalle artık desteklenmeyecek durumda olacak ve elimdeki wave ile aynı şekilde sahipsiz kalabilirim. iphonun açık kaynak olmaması sebebiyle, üretici desteklemese bile bir şekilde yazılımını serbest olarak güncelleme imkanınız yok.

Samsungun bada telefonlarına atmış olduğu kazık gibi, iphonun eski telefonlarını kullanan kitleyi de Apple aynı sona doğru sürüklüyor.

ios7 artık iphone 3gs kullananları kapsamıyor. artık eskiden olduğu gibi apple çıkıp %90 oranına kullanıcılarımız en son sürüm kullanıyor, android kullananlar bla bla bla … diyemeyecekler.

samsung kullanıcıya acımasa da; en azından androidin açık kaynakları sayesinde, halen orjinalde 2.3 te kalmış olan tabletimi android 4.2 ye yükseltebiliyorum.

Telefon üreticileri bizi de düşünsün. Avucumuzda kolayca tutabileceğimiz boyutta günümüzün teknolojisine ayak uydurabilecek güçte bir telefon üretin de ben de alayım.

yazının bir yerinde windows mobile den bahsetmiştim. mobil dünyanın çok gerisinde kalan microsoft, birkaç atak ile windows phone 8 ile bir yenilik yaparak tekrar piyasaya girmeye çalıştı.

çağın gerisinde kalan nokia da kendini kurtarabilmek için windows kullandı. oraya güzel bir telefon çıktı ama onun da geleceği beni yine bada gibi korkutuyor.

bakalım zaman ne gösterecek. bir üretici azcık piyasa araştırması yapıp herkesin telefonun büyüklüğünden şikayetçi olduğunu farketmesi lazım.

en iyi donanımı koyabilmek için telefonun boyutunu 15cm yapmak zorunda değilsiniz.

Önünüzde macbook air gibi bir örnek var. dizüstü piyasasında herkes daha ince, daha güçlü ve daha küçüğünü yapmak için çabalarken, mobil dünyası neden daha büyüğünü yapmaya çabalıyor?

Telefonun en güçlü ve daha küçük yapan bence kazanır.

Okunma Sayısı : 810

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on TumblrShare on LinkedIn